Share

Kapadokya’ya yıllar önce yaptığım okul gezisinden beri, nedense aklım hep o taraflara tekrar gidebilmekteydi. Kapadokya denince aklımda kalan anılar büyülü, gizemli ve kutsaldı. Yıllardır bulamadığım fırsatı sonunda bu sene canım arkadaşım Aydan’ın doğumgününü kutlamak için Kapadokya’ya geldiğimizde buldum. Aklımda kalan o müthiş görüntüler tazelendi, peri bacalarının büyülü enerjisi beni yeniden sarmaladı. Kapadokya’da geçirilen güzel bir günün ardından, İstanbul’dayken adını birçok kez duyduğum fakat nedense hakkında hiç araştırma yapmadığım “Sacred House”tan akşam yemeği için yer ayırttık. Gece geç saatte Kayseri’den uçağımız olduğu için Ürgüp’e gidip, bir şeyler yiyip hızlıca Kayseri’ye geri döneriz diye planlıyorduk. Ama öyle olmadı.

Akşam 7 buçuk civarı muhteşem bir manzaraya karşı güneşi batırıp “Sacred House” un kapısına geldiğimizde içeride bizi nasıl bir ortamın beklediğini bilmiyorduk. Aydan da ben de mimar olduğumuz için genel olarak yapılara ve yapıların yaşayan ruhuna hem ilgimiz hem de saygımız var. Görsel birikimimiz ve kültürümüz de doğal olarak bu yönde gelişti. Fakat Sacred House’u gördüğümüzde bu kadar etkileneceğimizi ikimiz de düşünmemiştik.

Kapıda çok nazik bir şekilde karşılandık, klasik Kapadokya evi avlularından birine adımımızı attık. Bu otel 250 yıllık geçmişi olan bir Rum evinin restore edilmiş hali. Buraya kadar her şey normal. Sanırım Nisan ayı olduğu için ve avlu henüz kullanılmadığı için etraf boş ve sessizdi. Bize eşlik eden güleryüzlü bayan ile birlikte avlunun ortasındaki merdivenden yukarı çıkmaya başladık.

İçeri girdiğimizde gözlerimize inanamadık. Zaman ve boyut değiştirmiş, ortaçağ şatolarından birinin içine ışınlanmıştık. Uzun zamandır ilk kez gerçekten “tasarlanan” ve tasarımcının ruhunu yansıtan bir yapı görüyordum. Duvarlarda müthiş tablolar, el yapımı heykeller, antika mobilyalar ve objeler. Bakışlarım Antik bir Yunan heykelinden, Anadolu’nun el emeği göz nuru beyaz iş perdelerine kayıyordu. Kültürlerarası karmaşa ve eşzamanlı uyum bir arada.  Başlıkta gotik dediğime bakmayın, mekanı anlatmak için kelimeler yetmez, bundan sonrasını fotoğraflar anlatsın.

Otelin ortak mekanlarında hızlıca bir tur attıktan sonra yemek için rezerve ettiğimiz masayı gösterdiler. Mekanın tasarımcısı ve aynı zamanda sahibi Turan Gülcüoğlu’nun deyimiyle “şövalye sofrası”nda, hem ismi duyulmamış tatlar denedik, hem de gayet yöresel, birbirinden güzel yemekler yedik.

Tabi ki yemeğimizi keyifle yerken ve hala hayretler içinde etrafımızdaki mimari detayları incelerken, merakımız ağır bastı. İşlerinden çok memnun oldukları ve çalıştıkları yerden gurur duydukları her hallerinden belli olan çalışanlarla ufak bir sohbete koyulduk. Sacred House’un Dorak Holding’e ait olduğunu, tasarımını Mimar Turan Gülcüoğlu’nun yaptığını, kendisinin ve eşinin yıllar önce şehir hayatından sıkılarak Kapadokya’ya yerleşip, içinde bulunduğumuz eski Rum evini satın aldıklarını, yavaş yavaş restore edip, tek tek her detayıyla ilgilenip hayata geçirdiğini öğrendik. Yapımı 3 yıl süren otel, 2011 yılında Londra’da yapılan en iyi oteller yarışmasında “Dizayn ve yenilikçilik” kategorisinde ödül almış.

Aydan’ın doğumgünü olduğunu öğrenen çalışanlar nazik bir süpriz yapıp bir doğumgünü pastasıyla geceyi sonlandırdılar. Bu güzel gece için kendilerine teşekkür edip, geri döneceğimizden emin yola çıktık.

Otelde her bir oda farklı birer konseptle ve fikirle dizayn edilmiş. Toplam 22 odadan her birinin kendine göre bir hikayesi ve atmosferi var. Odaların dekorasyonunu ve hikayelerini web sitesinden görmek mümkün. Kendi hikayenize ve hayal gücünüze uygun odayı seçip orada konaklayabilirsiniz. Ya da sadece oteli görmeye gelip, ilginç menüsünden değişik tatlar deneyebilirsiniz. Ama eminim aynı bizim gibi, aklınız Sacred House’da kalacak.

Oteli incelemek için:

http://sacredhouse.com.tr/

Dutlucami Mahallesi, Barbaros Hayrettin Sok No: 25 Urgup 50400 Nevsehir / Turkey

Share

Yorumlar

yorum var