Share

Bir haftasonunu nasıl uzatabilirsiniz? Maksimum aktiviteyle ve mümkün olduğu kadar çok yer gezerek. Biz de Ağustos ayında bir haftasonumuzu Milano, Cenova, Portofino, Cinque Terre ve La Spezia’yı gezerek çoğalttık, toplam üç günü bir haftaymış gibi yaşadık.

portofin_Pano

Milano (Bkz. Yarım Günde Milano) ve Cenova’yı (Bkz. Cenova’da Bir Yaz Gecesi) gezdikten sonra sıra “I Found My Love in Portofino” şarkısından bildiğimiz, İtalyan Riviera’sının ünlü kasabası Portofino’ya ve Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan Cinque Terre’ye (Beş Toprak) geliyor. Genoa Brignole İstasyonu’nda kuyrukta bekleyip TrenItalia’nın info gişesindeki görevliye tren rotamızı söylüyoruz: İlk durak Santa Margherita Ligure (oradan otobüsle Portofino), Cinque Terre’nin iki köyünden ilki olan Vernazza, diğer köy Riomaggiore ve son olarak La Spezia. Görevli direkt son durak olan La Spezia’ya bilet alıp aynı biletle 6 saat boyunca istediğimiz durakta inip tekrar binebileceğimizi söylüyor.

Kişi başı 7.5 Euro’ya biletlerimizi alıp, yarım saat uzaklıktaki ilk durağımız olan Santa Margherita Ligure’ye doğru yola koyuluyoruz. Bu rotadaki tren hattı çok keyifli. Sağımızda sürekli bir deniz manzarası, küçük kasabalar ve arada tüneller geçiyoruz. Bu defa tren Milano-Cenova arası trene göre daha sakin. Yarım saat sonra Santa Margherita Ligure’ye varıyoruz.

Normalde buraya geliş amacımız Portofino’ya gitmek, bu küçük sahil kasabasının bu denli güzel olabileceğini tahmin edemiyoruz. Tren istasyonu, şehri tepeden gören bir konumda, manzarası da muhteşem. Burayı Portofino dönüşü gezmeye karar veriyoruz. İstasyondaki tek gazete bayii, 1.5 Euro’ya otobüs bileti satıyor.

Portofino otobüsleri düşündüğümüzden daha seyrek, gittikçe artan kalabalık ile birlikte yarım saatten fazla 82 No’lu otobüsü bekleyip üstün metrobüs tecrübelerimiz sayesinde otobüse biniyor hatta oturacak yer buluyoruz. Otobüs çok küçük olduğu için çoğu kişi ayakta kalıyor, tıka basa doluyor içerisi. Eğer yoğun bir sezonda bu otobüsü kullanmak isterseniz Santa Margherita limanı yerine ilk durak olan tren istasyonundan binmenizi tavsiye ederim zira limandaki durağa vardığımızda kimseyi alacak yer yoktu. Metrobüsü aratmayan tıklım tıkış otobüsümüz dağ ve deniz manzaralı kıvrımlı yollardan geçerek neyse ki yalnızca 15 dakikada Portofino’ya varıyor.

portofinoportofino_entrance

Normalde Portofino adını Latince “Portus Delphini (yunusların limanı)” tabirinden alan  küçük bir balıkçı kasabası, ama her yerinden zenginlik akıyor, ve ünlü ziyaretçileri asla eksik olmuyor. Otobüsün son durağında inip 2-3 dakikada marinaya varıyoruz. Marina bana Foçayı hatırlatıyor. İrili ufaklı – çoğu inanılmaz lüks – tekne ve yatları barındıran bir koy ve etrafında sıra sıra cafe ve restoranlar. Tam bir “Dolce Vita (tatlı hayat)” havası hakim. Asıl bizi vuran ise buranın doğası oluyor. Bitki örtüsü ve değişik çiçek türleri inanılmaz güzel. Etrafa dizilmiş renkli binalar ile yamaçlardaki yeşil harika bir tablo oluşturuyor. Portofino’nun, Santa Margherita yolu üzerinde denize girmek için bir halk plajı da var: Paraggi Beach. Biz yalnızca tepeden gördük ama bayıldık.  Ayrıca marinada ücretli gezilebilecek bir botanik park var.

Marinada turlayıp hediyelik eşya dükkanlarını geziyor, lüks yatların arasından kendimize yat seçiyoruz. (hayaller)

Canımız dondurma isteyince kıyıdaki dondurmacılardan birine oturuyoruz. Ne bilelim bir porsiyon dondurmanın 10 Euro olduğunu! Hayatımda yediğim en pahalı dondurmayı Portofino’da yemiş olabilirim. Biz aç değildik ama yemek yememek isabet oldu sanırım. Yemek fiyatlarının da dondurma ve hediyelik eşyalardan farklı olduğunu sanmıyorum.

Portofino gereğinden pahalı olabilir ama kesinlikle görülmeye değer. Romantik mi? Pek değil. Güzel mi? Kesinlikle evet. Bizim gördüğümüz kadarıyla burası, yalnızca bir şarkı sayesinde meşhur olmuş herhangi bir balıkçı kasabasından çok daha fazlası!

Share

Yorumlar

yorum var