Share

Pazar günleri özeldir bizim için. Kimi zaman evde miskin miskin, kimi zamansa dışarda güzel bir manzara karşısında kahvaltı yapmayı pek severiz. Geçtiğimiz Pazar günü de AquaFlorya Alışveriş Merkezi’nde “Zamane Kahvesi”nde ailece güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra, uzun zamandır görmek istediğimiz Dünyanın en büyük tematik akvaryumu İstanbul Akvaryum’u ziyaret ettik.

İstanbul Akvaryum, konsepti ve birbirinden farklı 16 tematik alanı ile ziyaretçilerine içindeki binlerce çeşit canlıyı görme fırsatı sunuyor. Gezimize “Karadeniz” alanından başladık. Bu alanda yer alan “Nuh’un Gemisi” maketi çok dikkat çekiciydi. Gemi maketinin içinde, suyun tuzluluğunun ve azot değerlerinin batıkların korunmasına etkisini gösteren bir oyun ve hayvan pasaportu oyunu yer alıyor. Geminin arkasındaki grafik panellerin birinde ise Karadeniz’in oluşumu ve Karadeniz’de yaşayan canlılar hakkında bilgiler bulunuyor.

 

Balıklara özel bir sevgisi olan oğlum “Boğaziçi” bölümüne adımını atar atmaz pusetinden hızla atlayıp şaşkınlıkla birbirinden güzel ve rengarenk balıkları izlemeye koyuldu. Zeminin bir bölümü cam panellerden oluştuğu bu bölümde hem İstanbul Boğazı’nda hem de Cebelitarık Boğazı’nda yer alan canlıları gözlemleyebiliyoruz. Yolun iki tarafındaki tanklar ve bu tankların duvarla birleşen kısmındaki platformlar üzerine kurulan özel aydınlatmalı maketler, Anadolu ve Avrupa yakasındaki mimari eserleri tanıtıyor.

Ardından Marmara Bölgesi’nin en önemli tarihi unsurlarından biri olan Kapalıçarşı’nın eşsiz mimarisi vurguldığı “Marmara” bölümüne geçiyoruz. Kapalıçarşı bitiminde Köpekbalıkları ve vatozların içerisinde bulunduğu akvaryumun en büyük tankını görüyoruz. Ana tankın önünde genişçe bir seyir alanı var ve çoluk çocuk herkes neşeyle balıkları izliyor. Su altı gerçekten rengarenk ve bambaşka!

“Marmara” bölümünden çıkıp “Çanakkale Boğazı” na girer girmez bizi bölgenin önemli tarihsel simgelerinden biri olan Truva Atı karşılıyor. Oğlum bu atı görünce oldukça heyecanlanıyor ama maalesef koşturmaktan bir türlü fotoğrafını çektirmiyor. Bense bir yandan onun peşinden koşarken bir yandan tünelin duvarındaki ışıklı panolardan Çanakkale Boğazı tarihini, coğrafyasını ve balıklarının dünyasını okumaya çalışıyorum.

 

“Çanakkale Boğazı”nı “Ege” bölümü takip ediyor. Ege, MÖ 3000’li yıllarda Yunan Mitolojisi’nin doğduğu bölge ve bu alanda bizi Denizler Tanrısı Poseidon karşılıyor. Biraz ilerleyince de Osmanlı’da Akdeniz’in önemli denizcilerinden biri olan Barbaros Hayrettin Paşa’nın balmumu heykelini görüyoruz.

 

Ege Alanı’ndan çıkınca muhteşem deniz manzarasını seyredebileceğiniz “Seyir Terası”bölümüne geçiyoruz. Fakat hava kötü ve yağışlı olduğu için terasta yer alan dürbünleri kullanarak manzaranın tadını çıkaramıyoruz. Bir dahaki sefere kısmetse diyerek gezimize devam ediyoruz. Sizler biraz dinlenmek ve bir şeyler atıştırmak isterseniz bu alanda yer alan Sütiş restoranda mola verebilirsiniz.

“Süveyş Kanalı” bölümüne girince kanalı yapan Fransız Mühendis Ferdinand De Lesseps’e ait heykel karşılıyor bizi. Ayrıca alanda kanal inşaatı hakkında daha fazla bilgi edinilebilecek interaktif bir maket bulunuyor.

“Antarktika” bölümün girer girmez kendimizi 2 metre yüksekliğinde gerçek bir buz kütlesinin yanında buluyoruz. Oğlum soğuğuna rağmen dokunmak istiyor, minik kutup ayılarını ve penguenleri görünce ise sevinç çığlıkları atıyor.

Kızıldeniz’in renkli sualtı yaşamının sergilendiği “Kızıldeniz” ve çocuklar için ufak mağaraların yer aldığı “Akdeniz” geçince;

Akvaryumun önemli noktalarınden biri olan Akdeniz’i Atlantik Okyanus’u ile birleştiren “Cebelitarık” bölümüne geliyoruz. Alana girerken ziyaretçileri eski Yunanlıların mitolojik kahramanı Herkül heykeli karşılıyor. Tabi bu alandan geçerken Herkül ile bi fotoğrafımızı çektirmeden durmuyoruz.

Ve geliyoruz oğlumun favori alanlarından birine daha “Doğu Atlantik” bölümüne. 2.Dünya Savaşı sırasında Atlantik açıklarında torpido ile batırılan bir yük gemisinin içine girdiğimiz bu bölümde yer alan paslı borular, kırılmış plakalar ve çalışmayan göstergeler, gıcırdama ve benzeri ses efektleri sayesinde gerçek bir batık gemide geziyormuş gibi hissedebilirsiniz. Oğlum bu alanda çok eğleniyor ve onu buradan çıkartmak biraz zaman alıyor.

“Orta Atlantik” bölümüne geçerken oğlumun biraz uykusunun geldiğini farkedince gezimizi biraz hızlandırarak “Batı Atlantik”, “Panama Kanalı”, “Pasifik Okyanusu” ve “Nautilius Denizaltı” kısımlarını da geziyoruz;

Ve çok merak ettiğim “Yağmur Ormanı Alanı” na geliyoruz. Yağmur ormanının girişinde sizi sarı anakonda ailesi karşılıyor. Burası bir harika gerçekten. Alanın içinde dev canlı bitkilerden yapay şelalelere, iguanalardan piranha balıklarına kadar türlü canlının olduğu bu dev alanda sis ve belirli tanklar üzerinde yağmur efekti yaratılıyor. İçeriyi gezmeye doyamıyoruz  derken alanın en ilgi çeken canlısı olan Kapibara’ya el sallayarak bugünkü keyifli gezimizi sonlandırıyoruz.

Siz de bu keyifli akvaryumda vakit geçirmek ve birbirinden güzel balıkları izlemeye doyamayacağınız Devri’i Aleme gitmek isterseniz, aşağıda yer alan okuyucularımıza özel %20 indirimli biletin çıktısını alıp gişede gösterebilirsiniz.

Şimdiden keyifli geziler,

LadyMom

 

 

 

 

 

Share

Yorumlar

yorum var