Share

Bir yaz gecesi diyorum çünkü Milano’dan Cenova’ya olan yolculuğumuz tahminimizden biraz uzun sürdü ve biz Cenova’nın yalnızca gecesini ve birazcık da olsa sabahını görebildik. Milano’yu yarım günde turladıktan sonra (bkz.Yarım Günde Milano) Milano Centrale tren garından Genoa’ya bilet aldık.

milano_trainTabi bu yazdığım kadar kolay olmadı. Bir kere Tren Italia’da kıyamet gibi bir kuyruk vardı. Kuyrukta beklerken yanımıza gelen görevli nereye gitmek istediğimizi sordu. Bugün 3 gibi Cenova’ya gitmek istiyoruz diyince ekspres tren biletinin tükendiğini, ancak Regional Tren ile gidebileceğimizi söyledi. Bu bizim ilk tren maceramız olduğundan, ne anlama geldiğini bilmediğimiz bölgesel trenle gitmeyi kabul ettik. Başka bir görevliye 1. Sınıf ve 2. Sınıf bilet arasında fark olup olmadığını sorduk. Fark yok deyince kişi başı 26 Euro’ya 1 saat 49 dakika sürecek olan banliyö trenine Cenova biletlerimizi aldık. Tecrübe edince öğrendik: yol üstündeki her durakta duran, ucuz ve kalabalık banliyö treni imiş Regional Train. Neyse ki önceden tren saatleri için yüklediğim TrenIt! Uygulamasına bakmıştım.

Trene binip kendimize güzel bir yer seçtikten sonra anladık ki tam zamanında oturmuşuz. Kalkış saatine 10 dakika kala ellerinde bavullarıyla, plaj çantalarıyla bir insan güruhu trene hücum etti. Liguria tatil için çok revaçta olan bir bölge olduğu için haftasonu Milano halkı denizsiz şehirlerinden Cenova ve yakınlarına göç ediyor. Tabi yolcuların yarısı ayakta kaldı. Üstelik yol neredeyse iki saat! Tren Milano ile Cenova’nın tam ortasında, Tortona adında bir durakta anormal bir yağmura yakalanıp fazladan 1 saat bekleyince koltuklarımızın değerini daha da anladık. Bu satırları yapacak hiçbir şey olmayan, çoğu zaman tünellerden gittiği için manzara bile seyredilemeyen trenin içinden içinden yazıyorum.

Klimasi bozuk trenin içinde yazlıkçı Liguria halkı ile birlikte tam üç saat geçirdikten sonra saat 8 civarı Genoa Brignole tren istasyonuna vardık. Bu kadar geç kaldığımız için TrenItalia’dan bileti rücu edebiliyormuşuz, onu öğrendim, dönünce biletimizin parasını geri alacağım. Normalde çok sıkıntılı bir yolculuğu, şu an gülümseyerek hatırlıyorum. Seyahat etmenin güzelliği de burada zaten, tatsız bir macera da olsa, her geziden geriye mutlaka bir hikaye kalıyor. Haliyle şehre planladığımızdan çok daha geç varmış olduk. Yine de güneş henüz batmadığından, otelimize giden yolda şehrin sokaklarını arşınlamaya ve keşfetmeye başladık.

Normalde Milano daha meşhurdur – moda ve mimarlık şehri olduğundan- ama ben Cenova’yı çok daha fazla beğendim. Belki de bilinçaltım “denizi olmayan şehir mi olur?” diyordur. Yokuşlu dar sokakları, ahşap panjurlu evleri, yol boyu turunç ağaçları ile tam bir Akdeniz şehri burası. Bir zamanlar Ceneviz şehir devleti’nin başkenti olan bu sokakların ve yapıların büyük kısmı UNESCO dünya mirasları listesinde koruma altında.

Kristof Kolomb’un doğum yeri olan Cenova, meydanlardan oluşan bir şehir, irili ufaklı birçok “Piazza” sı var. Tren garından otele giden inişli çıkışlı yollardan geçerek büyük ve çok iyi düzenlenmiş bir meydana varıyoruz. Burası otelimiz NH Genoa’nın baktığı Piazza Corvetto.

nh_centro_genoaOtelimiz beklediğimizin çok çok üstünde çıkıyor. NH Hotels zincirinden genel olarak çok memnunuz ama normalde orta halli odaları olan ortalama bir otel. Yalnız kahvaltıları süper oluyor; Avrupa’da pek göremediğimiz çeşit ve kalitede açık büfe kahvaltılarıyla meşhur bu zincir. Bu sefer şansımıza, güzel peyzajlı meydana bakan yepyeni ve tertemiz bir oda düşüyor.Odamıza yerleşip akşam yemeği için giyiniyoruz. Resepsiyondan yemek için seçtiğimiz Osteria di Vico Palla’nın kalitesini teyit ediyoruz; resepsiyon görevlisi de yer bulmanın çok zor olduğunu söyleyip bizim için restoranda rezervasyon yaptırıyor.

Tekrar daracık ara sokaklarda kaybola kaybola Porto Antico denilen eski limana varıyoruz. Geçtiğimiz sokaklar hayat dolu; saat 10’a yaklaşmasına rağmen canlı barlar, dolu cafeler, insan kalabalıkları ile karşılaşıyoruz. Bir Avrupa şehri için alışılmadık bir durum!

Limana vardığımızda aklıma Kuşadası geliyor. Cenova marinası tam bir Ege sahil kasabası. meydandaki parkta koşuşturan çocuklar, ellerinde dondurmalarıyla yürüyerek marinadaki yatları seyreden çiftleri görüyoruz. Ünlü mimar Renzo Piano’nun tasarladığı Bigo, yani manzara asansörünü ve Biosphere’i kapalı oldukları için uzaktan incelemekle yetiniyoruz.

vico_palla_entranceSonra sur olduğunu tahmin ettiğimiz kapılardan geçerek ara sokaklardan birinde Osteria di Vico Palla’yı buluyoruz. Resepsiyonisti dinleyip rezervasyon yaptırdığımız iyi olmuş çünkü boş sokakların aksine burası tıkabasa dolu. Zaten ayakta bekleyenler var, bizi de rezervasyonumuz var dediğimiz halde 10 dakikadan fazla bekletiyorlar. Bu sırada menü olduğunu düşündüğümüz ama tek kelime anlamadığımız karatahtada yazılı yemekleri inceliyoruz. Nafile çabalarımız sürerken bir garson bizi işaret edip masamıza buyur ediyor. İtalyanca bilmediğimizi öğrenince de restoranda tek İngilizce bile garsona yönlendiriyor. Vico Palla turistik bir yer değil, tüm masalar yerli dolu. vico_palla_menuBu da her zaman benim için iyi yemek yiyeceğimizin ilk işareti. Restoran o kadar kalabalık ve o kadar gürültülü ki ne yiyeceğimi, ne sipariş edeceğimi şaşırıyorum. Sonunda Liguria bölgesinin meşhur yemeği Mandilli al Pesto istiyorum. Mandilli, aslında bildiğimiz makarnanın mendil şekline getirilmiş hali. Pestonun da bu bölgede çok iyi olduğunu okumuştum. Mandilli al Pesto, bu mendil şeklinde makarna üzerine pesto sos ve dilerseniz parmesan peynirinden oluşan bir başlangıç yemeği. Eşim balık restoranında olduğumuz için mantıklı bir karar verip, balıklı taze makarna sipariş ediyor. Onun yemeği çok daha lezzetli. Ana yemek olarak da ızgara morina balığı paylaşıyoruz. Siparişlerimizin arasından en iyisi morina balığı. Çevremizdeki masalarda gördüğümüz kadarıyla yerel halk, limoncello eşliğinde kızarmış karışık deniz ürünleri tabağı sipariş ediyor. Demek ki Vico Palla’nın spesiyali bu. Hesabı istediğimizde garsonlardan biri bize ev yapımı limoncello ikram ediyor. Tadı gerçekten harika ve hazırlardan çok farklı. Bu bölgenin spesiyallerinden olan limoncello (limon likörü) almadan eve dönmeyin, ama mümkünse ev yapımı olanlardan bulun.

Ertesi sabah yola erken çıkacağımız için limadan otelimize doğru yürüyüşe geçiyoruz. Cenova’ya erken varabilseydik yapılacaklar listem şöyleydi:

  • Cafe Mangini’de tatlı yenecek, kahve içilecek;
  • Renzo Piano’nun tasarladığı Botanik bahçe Biosfera gezilecek;
  • Teleferik ile tepeye çıkılıp şehir manzarası izlenecek;
  • Piazza de Ferrari’deki Galleria Guiseppe Manzini gezilecek;
  • Galleria Nazionale de Palazio Spinola gezilecek;
  • Osteria di Vico Palla’da yemek yenecek.

Neyse en azından bir tanesini yapabilmişiz. Sabah NH Hotel’de güzel ve bol çeşitli kahvaltımızı yapıp Portofino ve Cinque Terre için yola koyuluyoruz.

Cenova’ya haftanın her günü THY ile İstanbul’dan karşılıklı seferler düzenleniyor. Üstelik en az Milano kadar görülesi ve vakit geçirilesi bir şehir!

Share

Yorumlar

yorum var