Share

2013 yılının Nisan ayıydı, Paris’i karış karış gezmiş, altını üstüne getirmiş Berlin’i gezmek üzere enerji toplamaya çalıştığımız serince bir bahar günüydü. İhtiyacımız olan şey sessiz sakin bir ortam ve mümkünse bir süre yürümeden gezebilmekti. O sırada çok önceden hazır ettiğim Berlin turu programında ufak bir değişiklik yapıp, son güne bıraktığımız ve hakkında pek fikir sahibi ol­madığımız Potsdam programını o güne çekmeye karar verdik. Böylece Berlin’in trenle 40 dakika kadar uzağındaki Potsdam’ı gezip bitirecek, ertesi sabah şehir merkezini erkenden gezmeye başlayabilecektik.

Berlin biraz değişik bir şehir, öyle herkes size yardımcı olmak için can atmıyor. Alexanderplatz tren garında gereğinden fazla bir süre Potsdam’a nasıl gidileceğini öğrenmeye çalıştıktan sonra, S-Bahn Potsdam trenine saat 3 gibi binebildik. Normalde bu bölgeye Berlin’den 20 dakikada ulaşan RE yani Regional Express da varmış fakat dedim ya, Berlinliler yardım etmek için pek istekli değiller.

Potsdam istasyonuna ulaştığımızda saat 4 olmak üzereydi. Biz yorgunluktan bitap fakat hala gezme meraklısı olduğumuz için, hemen bir şehir haritası kapıp etrafımıza bakınmaya başladık. İstasyondan çıkar çıkmaz karşımızda gördüğümüz Sightseeing Otobüsünün doğru karar olacağında hemfikir olduk. 15 Euro verdiğimiz Turistik gezi otobüsünün son seansına yetişmenin verdiği mutlulukla otobüsün üst katındaki yerlerimize kurulup, rehber eşliğinde Berlin’in Saray Bahçesi Potsdam’ı tepeden görerek gezmeye başladık. Biz gittiğimizde bir de ne olduğunu anlamadığımız bir festival vardı Potsdam’da. Böylece bir de askeri geçit törenleri izlemiş olduk.

UNESCO Dünya Mirasları listesinde tek bir yapısı ya da birkaç tarihi eseriyle değil, “Potsdam’ın Sarayları ve Parkları” şeklinde yer alması, şehrin bütünsel yapısını çok güzel anlatıyor. Berlin bir ev olsaydı ve biz bu eve misafir olup salona buyur edilseydik, o salon kesinlikle Potsdam olurdu. Aslında burası 1918 yılına kadar, yani 1. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Prusya Krallarının rezidansı imiş. Dolayısıyla bu şehrin tamamını Saraylar ve bu sarayların bahçesi olarak tanımlamak yanlış olmaz. Gezerken adeta bir film setindeymiş gibi hissettiren parklar bahçeler, halihazırda film endüstrisinin merkezlerinden biri imiş. Ayrıca bir bilim merkezi olan şehirde 30’dan fazla araştırma enstitüsü ve bir de üniversite var.

Yanyana sıralanmış her bir ev özenle yaratılmış küçük saraylar gibi, bahçeleri ise ayrı şaheser. Evlerden bir kısmı bizim Cumhuriyet dönemi villalarımıza çok benzerken, bazıları modern mimarisiyle dikkat çekiyor. Rehberin anlattığına göre Potsdam’da ciddi anlamda nüfus sıkıntısı varmış. Hem de azlıktan! Devlet, insanları buraya taşınmaları için teşvik ediyormuş, evler diğer bölgelere göre inanılmaz ucuzmuş. %75’i yeşil alan bu cennetten köşede ev satınalmak hiç de pahalı değilmiş yani, biz duyduklarımıza inanmakta zorluk çektik.

Şehrin ortasından geçen Havel nehri ve 20 ye yakın minik göl ile, doğa harikası manzara tamamlanmış. Sansoucci Sarayı’nın ve Yeni Saray’ın sakin orman yolları ile Orengary Sarayı’nın botanik bahçeleri, bisikletle gezmek için mükemmel.

Potsdam’daki tarihi yerler;

Prusya hanedanının evi olan Sansoucci Sarayı, Yabancı konukların ağırlandığı Orangery Sarayı, Charlottenhof Sarayı ile 7 yıl savaşının bitişini kutlamak için yapılan Yeni Saray; Sansoucci Sarayının içinde şirin mi şirin bir yapı olan Chinese Tea House, Frederick William IV zamanında bir tür spa işlevi gören Roman Baths ve Berlin’dekinin adaşı olan Brandenburg Kapısı idi. Ama ben bu yapılardan daha çok, özenle bakılmış bahçelere, heykel gibi işlenmiş ağaçlara bittim.

Potsdam’da yaşadığımız, Almanların Türkler’e bakış açısını anlatan bir anekdot:

-Rehberimiz: Turu hangi dilde dinlemek istersiniz?

-Biz: İngilizce ya da Türkçe lütfen.

-Rehberimiz: Siz Türk müsünüz?

-Biz: Evet?

-Rehberimiz: O zaman neden Almanca dinlemiyorsunuz??

İyi ki gelmişiz, iyi ki atlamamışız; uzakta diye görmemezlik etmemişiz dediğim müthiş yerlerden biridir Potsdam. O kadar çok sevdik ki daha enerjik bir zamanda tekrar gelip tüm şehri bir kez de bisikletle baştan başa gezmeye karar verdik. Gezi notlarımın bir yerinde hep varsın, seninle yine görüşeceğiz Potsdam.

Not: Berlin fotoğraflarımı bir şekilde kaybettiğim için üzüelerek yazamayacağımı düşünürken imdada yetişen ve birlikte yaptığımız Potsdam gezisinden kendi karelerini paylaşan Ayşen’e teşekkürlerimle!

Share

Yorumlar

yorum var