Share

Benim için bir şehri özümsemenin, anlamanın yolu sokaklarında kaybolmaktır. İnsanlarını izlemek, sohbet edip geleneklerini öğrenmek, kendi dillerinde teşekkür etmek, yemeklerini tatmak, müziklerini dinlemektir. Biz çok müze meraklısı insanlar değiliz, ama az biraz bulunduğumuz ortamın geçmişini ve kültürel kökenlerini anlamak adına gitmişken müzelere de uğrarız. Belgrad’da bu biraz farklı oldu benim için. Belgrad’a “gitmişken” değil de, neredeyse Nikola Tesla müzesini görmek için gittim diyebileceğim kadar farklı oldu. Tabi ki Belgrad benim için yalnızca bu müzeden ibaret değil, gezdiğimiz gördüğümüz yerler de müze ile sınırlı değil.

Gördüğümüz Müzeler;

Nikola Tesla Müzesi: Belgrad’da en güzel vakit geçirdiğimiz yerlerden biri oldu. Sıkıcı müzelerden kesinlikle farklı bir yer. Haftasonları sabah 10’dan akşamüstü 3’e kadar açık. Giriş 500 Dinar. Haftasonu 11:00 ve 14:00’te olmak üzere iki ayrı İngilizce tur var. O tur ile birlikte gezmek yalnız gezmekten çok farklı oluyor. Gezmek dediysem de maksimum 1 – 1,5 saat geçirilecek bir yer, çok büyük bir müze değil.

Biz girdiğimizde tesadüfen İngilizce turunun sabah seansının başlangıcına denk geldik. İlk başta Tesla’nın hayatını anlatan kısa bir film izledik. Bugün kullandığımız birçok teknolojinin temelinde Tesla’nın buluşları olduğunu öğrendik. Daha sonra teknik bir rehber olan İgor adında bir genç bize Tesla’nın buluşlarını uygulamalı olarak tanttı. Müzedeki en güzel şey tüm icatların çalışır durumda olması ve birebir ne işe yaradığını canlı olarak görebilmek. Örneğin su le elektrik üretimini anlatan icatta, rehber sistemin musluğunu açıp suyun tribünleri döndürmesini sağlıyor, üretilen elektrik ile suyun sokak lambasını nasıl yaktığını görebiliyorsunuz.

Müzedeki favori icadım Tesla Bobini idi. Tesla bobininde elektrik akımının iletimini canlı olarak deneyimletiyorlar. Rehberin hepimize dağıttığı renkli florasan ampüller ile Tesla Bobini çalıştığı anda ürettiği elektriği ve ampulleri yakmasını gördük. Star Wars’da kullanılan ışın kılıcı sahneleri de Tesla Bobini ile çekilmiş. Müthiş bir deneyimdi.

Aziz Sava katedrali: Belgrad’ın en ünlü katedrali. Aydınlatılmış hali çok etkileyici olduğu için hava karardıktan sonra gidip görmek daha iyi olur. Biz gece çok geç saatte gittiğimiz için içine giremedik. Tam anlamıyla gördük denilir mi bilmiyorum ama bahçesinde sek sek oynadık 🙂

Kalemegdan: Bildiğimiz kale ve meydan. Osmanlı etkisinin en çok görüldüğü şehrin kalesi ve oldukça büyük bir park içindeki yapılardan oluşan tarihi mekan. Osmanlı paşalarının türbeleri parkın çeşitli köşelerinde yer alıyor. Kapalı alanları gezmek için farklı bilet ücretlendirmeleri var. Parkın ortasında hediyelik eşya alabileceğiniz ilginç tezgahlar bulunuyor.

Invalid Displayed Gallery

Eski Saray: Binası ve önündeki parkı çok güzel olan bu saraya sırf evimizin tam karşısında diye gittik, içinde çok fazla görecek bir şey yok. Büyük bir salonu ve hoş avizeleri dışında. Bizdeki saraylara nazaran oldukça gösterişsiz, sade bir yapı.

Alışveriş Mekanlarımız;

Knez Mihalia Yaya Alanı: Burası bizim İstiklal Caddesi’nin aynısı. Dükkan vitrinleri, sokak müzisyenleri, hediyelik eşyacıları, sokak cafeleri ve hareketli yaya trafiği İstiklal ile birebir aynı. Tek farkı burada rahatsız edilmeden yürüyebiliyorsunuz. Bir paralelinde meşhur Cumhuriyet Meydanı’nı ziyaret edebilirsiniz.

Kralija Petra Caddesi: Knez Mihalia’yı dikine kesen bu cadde Belgrad’ın en eski caddelerinden biriymiş. Yine İstanbul’dan örneklersek, Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ni andıran, pahalı giyim ve tasarım dükkanlarının, arada çok şık restoran ve cafelerin bulunduğu bir sokak.

Terazije meydanı: Nispeten daha uygun fiyatlı mağazaların yer aldığı uzun cadde ve meydan. Bu üç mekanın yerleri birbirine çok yakın.

Supermarket Store: Strahinjica Bana Caddesi’nde yer alan farklı konseptli bir mağaza burası. İçinde cafe ve bar ile, tasarım giyim mağazaları ve küçük tasarım tezgahları var. Değişik dekor ve konsept görmek için güzel. İçindeki restoranda yemek de yenilebilir, biz denemedik. Gece 1’e kadar açık.

Belgrad Window Kültür Merkezi: Tasarım Belgrad ürünlerini bulabileceğiniz eğlenceli bir dükkan. Knez Mihalia Caddesinin başlangıcında yer alıyor. Biz tüm hediyelik eşyalarımızı buradan aldık. Dükkana bayıldık.

Vakit Geçirdiğimiz Yerler;

Kalemegdan Parkı: Yukarıda da bahsettiğim gibi manzara izlemek ve çimlere uzanmak için ideal bir park burası. İçinde bir de hayvanat bahçesi var fakat biz görmedik.  Parkta Tuna ve Sava nehirleri ile yeni şehri tepeden gören güzel bir manzara hakim. Günbatımında gidip çimlere yayılmak gerek.

Tasmajdan Parkı: Kalemeydan gibi, bu parkın adı da bildiğimiz taşmeydan. Adından da anlaşılacağı üzere Osmanlı Döneminde taş ocağı olarak işletiliyormuş. O dönemden kalan binaların çoğu buradan çıkan taşlarla inşaa edilmiş. Caddenin karşısındaki Hleb Kifli’den kahvaltı için bir şeyler alıp atışrtırmak için ideal bir mekan. İçinde Aziz mark kilisesi var. Oldukça büyük ve güzel bir park.

Pionirski Parkı: Eski Saray’ın hemen arkasında, kaldığımız evden gözüken şirin park. Banklarda sakince oturup güneşlenmek, şehri izlemek için ideal.

Studentski Parkı: Şehrin ortasında nispeten küçük bir park. Biz genelde parka hasret kaldığımız içib bize güzel geldi yine de.

Skadarlija Bölgesi: Gündüz ve gece ayrı gezilecek Belgrad’ın meşhur bohem bölgesi. Eski fabrikaların yerine Kafanalar (Sırp Lokantası) ve Cafe ler açılmış. 7/24 hareketli ve keyifli bir bölge. Şairler, yazarlar, sanatçılar bol bol ziyaret ediyormuş. Taş sokaklarda topkluyla yürümek zor olabilir.

Brankov Köprüsü ve Sava Nehri Kıyısı: Bu bölge önceden antrepoların yer aldığı, daha sonra bu depoların restore edilip yerine şık cafelerin açıldığı bir bölge. Sahil şeridinde bisiklete binenler, koşanlar, paten kayanlar görmek mümkün. Çoğu aile buradaki şık cafelere bruncha ya da yemek yemeye geliyor. Nehir turu yapmak isterseniz bu bölgeden kalkıp 1.5 saatte bölgeyi gezen tekneler mevcut.

Zemun: Tuna nehri kıyısında yer alan sakin ve şirin bir balıkçı kasabası. Şehir merkezine 15-20 dk. uzaklıkta dolayısıyla taksiyle ya da otobüsle gitmek gerekiyor.  Çok şık ve pahalı restoranların (Balıkçı Saran) yanısıra, küçük aile restoranları da olan, gidip görülesi bir bölge. Şehre yakın küçük sayfiye yerlerini andırıyor. Nehir kıyısında yürüyüp, yol boyunca sıralanmış çay bahçelerinden birinde oturmak da iyi gelebilir.

Unutmadan, Sırpça’da teşekkür etmek için gırtlaktan gelen bir “h” sesiyle “Khvala” demeniz gerekiyor. Ben bu kelimenin kökeninin “eyvallah” olduğunda şüphelenmiyor değilim.

Belgrad canlı ve pozitif enerjili bir şehir. Biz birçok Avrupa şehrinden daha samimi ve huzurlu bulduk burayı. Belki de Türkiye’nin kaosuna ve kalabalığına alışmış insanlar olarak kendimize yakın bulduk. Sırada diğer Balkan şehirleri var, eğer onları da görebilirsek bir karşılaştırma yapmak mümkün olacak.

Share

Yorumlar

yorum var